Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.
Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.
Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin
Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin
Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin
Nazım Hikmet RAN
23 Aralık 2008 Salı
4 Aralık 2008 Perşembe
RUŞANİ'DEN
Dünya'da kimsesiz hiç kimse yok, herkesin bir kimsesi var.Bir tek ben kimsesiz kaldım,yetiş ey Kimsesizler Kimsesi.
Ruşani
Ruşani
29 Kasım 2008 Cumartesi
HER NASILSA YALNIZSIN
Her nasılsa yalnızsın
Bir giz gibi deliyor yüreğini
can sıkıntılarının burgusu
ve hep bir şeyler eksik gibi
bir şeyler bekler gibisin
Yeni bozgunlar
yeni yenilgiler peşindesin
Bir bozkır kuraklığına dönmüş için
Oysa yalnız bir öpüştür
gurbeti türkülere dönüştüren
Çoktandır su vermedin
çiçeklere ve yüreğinin çeliğine
Zaman terkisine almış da öpücükleri
koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın
iyotlu kıyılarına
Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru
hüzünlerle sevinçler kolkola
Sen ki ey kalbim
yanlışları ve hüzünleri taşıdın
bunca zaman
Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı
bu yalnızlığı,bu can sıkıntılarını
Yaşam gelincikler gibi beklerken seni
gecenin kapısını çalma
ey kalbim
Ahmet
Bir giz gibi deliyor yüreğini
can sıkıntılarının burgusu
ve hep bir şeyler eksik gibi
bir şeyler bekler gibisin
Yeni bozgunlar
yeni yenilgiler peşindesin
Bir bozkır kuraklığına dönmüş için
Oysa yalnız bir öpüştür
gurbeti türkülere dönüştüren
Çoktandır su vermedin
çiçeklere ve yüreğinin çeliğine
Zaman terkisine almış da öpücükleri
koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın
iyotlu kıyılarına
Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru
hüzünlerle sevinçler kolkola
Sen ki ey kalbim
yanlışları ve hüzünleri taşıdın
bunca zaman
Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı
bu yalnızlığı,bu can sıkıntılarını
Yaşam gelincikler gibi beklerken seni
gecenin kapısını çalma
ey kalbim
Ahmet
24 Kasım 2008 Pazartesi
Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk
Ref oldu hicâb-ı şâhid-i râz
Aşk oldu melâmet ile demsâz
Fuzuli
Yani ‘sır gelinin duvağı açılınca aşk ile kınanmışlık birbiriyle aynı dilden konuştu’ demeye getiriyor.Burada şairin ‘sır gelinin duvağı dediği şey, İştar mabedi’nin kayıp şifresidir bence.Bunu açmak için ‘aşk’ ile ‘kınanmışlık’ sözcüklerinin birbiriyle ilişkisini bilmemiz gerekiyor.Ben âşık oldum, biliyorum insanların kınayışlarını.Hiç bir din yasaklamamış aşkı, hiçbir bilge yahut öğreti de.Ama biz kendimize yasaklamışız nedense.Hıristiyanlık tarihi aşkın yüz karasıyla çalkalandı asırlarca,âşık oldu diye engizisyonlarda yargıladı insanları,içlerindeki şeytandan arındırmak için ruhlarını yaktı.Müslümanlarda ayıp saydılar aşkı ve hâlâ ayıplıyorlar aşıkları.Onlar için varsa yoksa mecazi aşk.İki kalbin ,haydin diyelim iki bedenin birbirini sevmesinde ne kötülük olabilir sence?En akılları hep mecaz aşkı,hep Yaratıcı’ya olan aşkı övdüler yüzyıllarca.Şairleri de zaman zaman buna çanak tuttular üstelik.Şimdi İstanbul’da aşktan bahseden herkes minareyi çalmışçasına mistik bir kılıf hazırlıyor.Aşka medhiyeler düzenleyen şairler alkışlanırken,bizzat aşık olanlar ayıplanıyor.İşte bu yüzden aşk ile melâmet (kınanmışlık) eski bir şark töresidir.Buna göre aşık, önce aklından kurtulmalı ve gönlünü ön plana çıkarmalıdır.Akıl henüz insana hükmederken aşkta yücelmenin yolları kapalı durur.Çünkü akıl insana dünya ilğilerini,sevgili dışındaki varlıklarla ilişkileri ve onları önemsemeyi telkin eder.Oysa âşık Sevgiliden başka en ufak bir şeyi önemsediği zaman gerçek aşka eremez.Sûfiler bu yüzden önce nefislerini öldürürler,âşıklarda akıllarını.Aklın ve nefsin ölmesi için de âşığın ayıplanması gerekir.Çünkü insan egosuna en ağır gelen şey kınanmaktır.Melamiler sırf bu yüzden, egolarından kurtulmak için kınanmayı isterler.İnsanların onları kınayacak biçim de davranmaları da, kınayacak giysileriyle dolaşmaları da bu yüzdendir.İnsanlar onları kınayarak kendilerinden uzaklaştırıp çevrelerinden kovdukça onlar yalnızlıklarını Allah ile paylaşırlar,yani seven gerçek Sevgili’ye yönelir.Tıpkı bunun gibi Âşıklarda aşka yeteneği bulunmayanlar tarafından kınanırlar.Âşıkların akıl dışı hareket yapmaları,âşk yüzünden çılgına dönmeleri, akıllarıyla değil de Duygularıyla hareket etmeleri,tavırlarındaki değişim vs. insanlar tarafından kınanmalarına yol açar.Tıpkı bu öyküdeki Kays (mecnun) gibi.Hani Leylâ’ya aşık olunca deliriyor ya! O delirince halk onu dışlıyor da,hani oda çöllere kaçıp gidiyor, bir dağ delisi gibi yaşıyor ya! Onu ayıpladıkları için Leylâ’yı vermiyorlar ya hani !..İşte böyle bir şey melâmet.Kınanarak yüksek derecelere ermek .Öyle ki, Kays da (mecnun’da) delirerek yüce makamlara erişti.Onunkisi öyle bir delilik idi ki, binlerce akla bedel gösterildi.’’
İskender PALA’nın Babil’de ölüm, İstanbul’da aşk adlı romanından alıntıdır
Aşk oldu melâmet ile demsâz
Fuzuli
Yani ‘sır gelinin duvağı açılınca aşk ile kınanmışlık birbiriyle aynı dilden konuştu’ demeye getiriyor.Burada şairin ‘sır gelinin duvağı dediği şey, İştar mabedi’nin kayıp şifresidir bence.Bunu açmak için ‘aşk’ ile ‘kınanmışlık’ sözcüklerinin birbiriyle ilişkisini bilmemiz gerekiyor.Ben âşık oldum, biliyorum insanların kınayışlarını.Hiç bir din yasaklamamış aşkı, hiçbir bilge yahut öğreti de.Ama biz kendimize yasaklamışız nedense.Hıristiyanlık tarihi aşkın yüz karasıyla çalkalandı asırlarca,âşık oldu diye engizisyonlarda yargıladı insanları,içlerindeki şeytandan arındırmak için ruhlarını yaktı.Müslümanlarda ayıp saydılar aşkı ve hâlâ ayıplıyorlar aşıkları.Onlar için varsa yoksa mecazi aşk.İki kalbin ,haydin diyelim iki bedenin birbirini sevmesinde ne kötülük olabilir sence?En akılları hep mecaz aşkı,hep Yaratıcı’ya olan aşkı övdüler yüzyıllarca.Şairleri de zaman zaman buna çanak tuttular üstelik.Şimdi İstanbul’da aşktan bahseden herkes minareyi çalmışçasına mistik bir kılıf hazırlıyor.Aşka medhiyeler düzenleyen şairler alkışlanırken,bizzat aşık olanlar ayıplanıyor.İşte bu yüzden aşk ile melâmet (kınanmışlık) eski bir şark töresidir.Buna göre aşık, önce aklından kurtulmalı ve gönlünü ön plana çıkarmalıdır.Akıl henüz insana hükmederken aşkta yücelmenin yolları kapalı durur.Çünkü akıl insana dünya ilğilerini,sevgili dışındaki varlıklarla ilişkileri ve onları önemsemeyi telkin eder.Oysa âşık Sevgiliden başka en ufak bir şeyi önemsediği zaman gerçek aşka eremez.Sûfiler bu yüzden önce nefislerini öldürürler,âşıklarda akıllarını.Aklın ve nefsin ölmesi için de âşığın ayıplanması gerekir.Çünkü insan egosuna en ağır gelen şey kınanmaktır.Melamiler sırf bu yüzden, egolarından kurtulmak için kınanmayı isterler.İnsanların onları kınayacak biçim de davranmaları da, kınayacak giysileriyle dolaşmaları da bu yüzdendir.İnsanlar onları kınayarak kendilerinden uzaklaştırıp çevrelerinden kovdukça onlar yalnızlıklarını Allah ile paylaşırlar,yani seven gerçek Sevgili’ye yönelir.Tıpkı bunun gibi Âşıklarda aşka yeteneği bulunmayanlar tarafından kınanırlar.Âşıkların akıl dışı hareket yapmaları,âşk yüzünden çılgına dönmeleri, akıllarıyla değil de Duygularıyla hareket etmeleri,tavırlarındaki değişim vs. insanlar tarafından kınanmalarına yol açar.Tıpkı bu öyküdeki Kays (mecnun) gibi.Hani Leylâ’ya aşık olunca deliriyor ya! O delirince halk onu dışlıyor da,hani oda çöllere kaçıp gidiyor, bir dağ delisi gibi yaşıyor ya! Onu ayıpladıkları için Leylâ’yı vermiyorlar ya hani !..İşte böyle bir şey melâmet.Kınanarak yüksek derecelere ermek .Öyle ki, Kays da (mecnun’da) delirerek yüce makamlara erişti.Onunkisi öyle bir delilik idi ki, binlerce akla bedel gösterildi.’’
İskender PALA’nın Babil’de ölüm, İstanbul’da aşk adlı romanından alıntıdır
13 Kasım 2008 Perşembe
FUZULİ
Mecnun ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız.Yolkesiciler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen de ben,sıra ile dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz
Aşk ile öyle sarhoş olmuşum ki artık bilmiyorum dünya nedir? Ve bilmiyorum, ben kimim;bana bu içkiyi suna da kim;içki ve kadehte nedir?
FUZULİ
Aşk ile öyle sarhoş olmuşum ki artık bilmiyorum dünya nedir? Ve bilmiyorum, ben kimim;bana bu içkiyi suna da kim;içki ve kadehte nedir?
FUZULİ
16 Ekim 2008 Perşembe
BÜYÜK ŞAİRE SELAM OLSUN
YALNIZLIĞIM
Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.
Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.
Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
12 Ekim 2008 Pazar
DELİKANLI
Dinler isen sana bir şey söyleyim
Gönüllüye gönül ver delikanlı
Gönülsüz olanın gitme peşinden
Sana olmadığını der delikanlı
Gönülsüz gövdeye elin uzatma
Aman sakın böyle bir hata yapma
Zorbalık eyleyip yanlışa sapma
Biraz kendine gel, dur delikanlı
Yare yar olmadın kendini tanı
O zaman bilirsin canı,cananı
Tanı gönlümde yatan aslanı
Ona saygıyınan var delikanlı
Sevda ateeştende betermiş derler
Hasreti burnunda tütermiş derler
Her gönülde bir aslan yatarmış derler
Gönüldeki aslan yar delikanlı
Tepeden bakarak konuşma boşa
Dengesiz sevgiler gider mi boşa
Engin ol,aslanın gönlünü okşa
Eğer yaralıysa sar delikanlı
Garibim zorunan gönül alınmaz
Gönülsüz gönüle sahip olunmaz
Kıskançlık deliliktir, çare bulunmaz
Bunu bir bilene sor delikanlı
Neşet ERTAŞ
Gönüllüye gönül ver delikanlı
Gönülsüz olanın gitme peşinden
Sana olmadığını der delikanlı
Gönülsüz gövdeye elin uzatma
Aman sakın böyle bir hata yapma
Zorbalık eyleyip yanlışa sapma
Biraz kendine gel, dur delikanlı
Yare yar olmadın kendini tanı
O zaman bilirsin canı,cananı
Tanı gönlümde yatan aslanı
Ona saygıyınan var delikanlı
Sevda ateeştende betermiş derler
Hasreti burnunda tütermiş derler
Her gönülde bir aslan yatarmış derler
Gönüldeki aslan yar delikanlı
Tepeden bakarak konuşma boşa
Dengesiz sevgiler gider mi boşa
Engin ol,aslanın gönlünü okşa
Eğer yaralıysa sar delikanlı
Garibim zorunan gönül alınmaz
Gönülsüz gönüle sahip olunmaz
Kıskançlık deliliktir, çare bulunmaz
Bunu bir bilene sor delikanlı
Neşet ERTAŞ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
