Sayfalar

31 Aralık 2008 Çarşamba

Bir Kez Gönül Yıktın ise

Bir kez gönül yiktinisa
Bu kildigin namaz degil
Yetmis iki millet dahi
Elin yüzün yumaz degil

Bir gönülü yaptin ise
Er etegin tuttun ise
Bir kez hayir ettin ise
Binde bir ise az degil

Yol odur ki dogru vara
Göz odur ki Hak'ki göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz degil

Erden sana nazar ola
Için disin pür nur ola
Beli kurtulmustan ola
Sol kisi kim gammaz degil

Yunus bu sözleri çatar
Sanki bali yaga katar
Halka matahlarin satar
Yükü gevherdir tuz degil

Yunus Emre

27 Aralık 2008 Cumartesi

Aşkın Aldı Benden Beni

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene Ver anları
Bana seni gerek seni

Yunus'dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni


Yunus Emre |

GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ

Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Akar suların çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi

Mecnun oluban yürürüm
Ol yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost elinde avareyim
Gel gör beni aşk neyledi

YUNUS EMRE

23 Aralık 2008 Salı

SENDE HERKES GİBİSİN

Gönlümle baş başa düşündüm demin;
Artık bir sihirsiz nefes gibisin.
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Akisleri sönen bir ses gibisin.

Mâziye karışıp sevda yeminim,
Bir anda unuttum seni, eminim
Kalbimde kalbine yok bile kinim
Bence artık sen de herkes gibisin.

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karıştı şimdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de şimdi herkes gibisin

Nazım Hikmet RAN

4 Aralık 2008 Perşembe

RUŞANİ'DEN

Dünya'da kimsesiz hiç kimse yok, herkesin bir kimsesi var.Bir tek ben kimsesiz kaldım,yetiş ey Kimsesizler Kimsesi.
Ruşani

29 Kasım 2008 Cumartesi

HER NASILSA YALNIZSIN

Her nasılsa yalnızsın
Bir giz gibi deliyor yüreğini
can sıkıntılarının burgusu
ve hep bir şeyler eksik gibi
bir şeyler bekler gibisin

Yeni bozgunlar
yeni yenilgiler peşindesin
Bir bozkır kuraklığına dönmüş için
Oysa yalnız bir öpüştür
gurbeti türkülere dönüştüren

Çoktandır su vermedin
çiçeklere ve yüreğinin çeliğine
Zaman terkisine almış da öpücükleri
koşuyor sessizliğin ve yalnızlığın
iyotlu kıyılarına

Bir yol ayrımı ki yanlışla doğru
hüzünlerle sevinçler kolkola
Sen ki ey kalbim
yanlışları ve hüzünleri taşıdın
bunca zaman

Taşıyamaz yüreğinin batık sandalı
bu yalnızlığı,bu can sıkıntılarını
Yaşam gelincikler gibi beklerken seni
gecenin kapısını çalma
ey kalbim

Ahmet

24 Kasım 2008 Pazartesi

Babil'de Ölüm, İstanbul'da Aşk

Ref oldu hicâb-ı şâhid-i râz
Aşk oldu melâmet ile demsâz
Fuzuli

Yani ‘sır gelinin duvağı açılınca aşk ile kınanmışlık birbiriyle aynı dilden konuştu’ demeye getiriyor.Burada şairin ‘sır gelinin duvağı dediği şey, İştar mabedi’nin kayıp şifresidir bence.Bunu açmak için ‘aşk’ ile ‘kınanmışlık’ sözcüklerinin birbiriyle ilişkisini bilmemiz gerekiyor.Ben âşık oldum, biliyorum insanların kınayışlarını.Hiç bir din yasaklamamış aşkı, hiçbir bilge yahut öğreti de.Ama biz kendimize yasaklamışız nedense.Hıristiyanlık tarihi aşkın yüz karasıyla çalkalandı asırlarca,âşık oldu diye engizisyonlarda yargıladı insanları,içlerindeki şeytandan arındırmak için ruhlarını yaktı.Müslümanlarda ayıp saydılar aşkı ve hâlâ ayıplıyorlar aşıkları.Onlar için varsa yoksa mecazi aşk.İki kalbin ,haydin diyelim iki bedenin birbirini sevmesinde ne kötülük olabilir sence?En akılları hep mecaz aşkı,hep Yaratıcı’ya olan aşkı övdüler yüzyıllarca.Şairleri de zaman zaman buna çanak tuttular üstelik.Şimdi İstanbul’da aşktan bahseden herkes minareyi çalmışçasına mistik bir kılıf hazırlıyor.Aşka medhiyeler düzenleyen şairler alkışlanırken,bizzat aşık olanlar ayıplanıyor.İşte bu yüzden aşk ile melâmet (kınanmışlık) eski bir şark töresidir.Buna göre aşık, önce aklından kurtulmalı ve gönlünü ön plana çıkarmalıdır.Akıl henüz insana hükmederken aşkta yücelmenin yolları kapalı durur.Çünkü akıl insana dünya ilğilerini,sevgili dışındaki varlıklarla ilişkileri ve onları önemsemeyi telkin eder.Oysa âşık Sevgiliden başka en ufak bir şeyi önemsediği zaman gerçek aşka eremez.Sûfiler bu yüzden önce nefislerini öldürürler,âşıklarda akıllarını.Aklın ve nefsin ölmesi için de âşığın ayıplanması gerekir.Çünkü insan egosuna en ağır gelen şey kınanmaktır.Melamiler sırf bu yüzden, egolarından kurtulmak için kınanmayı isterler.İnsanların onları kınayacak biçim de davranmaları da, kınayacak giysileriyle dolaşmaları da bu yüzdendir.İnsanlar onları kınayarak kendilerinden uzaklaştırıp çevrelerinden kovdukça onlar yalnızlıklarını Allah ile paylaşırlar,yani seven gerçek Sevgili’ye yönelir.Tıpkı bunun gibi Âşıklarda aşka yeteneği bulunmayanlar tarafından kınanırlar.Âşıkların akıl dışı hareket yapmaları,âşk yüzünden çılgına dönmeleri, akıllarıyla değil de Duygularıyla hareket etmeleri,tavırlarındaki değişim vs. insanlar tarafından kınanmalarına yol açar.Tıpkı bu öyküdeki Kays (mecnun) gibi.Hani Leylâ’ya aşık olunca deliriyor ya! O delirince halk onu dışlıyor da,hani oda çöllere kaçıp gidiyor, bir dağ delisi gibi yaşıyor ya! Onu ayıpladıkları için Leylâ’yı vermiyorlar ya hani !..İşte böyle bir şey melâmet.Kınanarak yüksek derecelere ermek .Öyle ki, Kays da (mecnun’da) delirerek yüce makamlara erişti.Onunkisi öyle bir delilik idi ki, binlerce akla bedel gösterildi.’’
İskender PALA’nın Babil’de ölüm, İstanbul’da aşk adlı romanından alıntıdır