Sayfalar

1 Eylül 2011 Perşembe


IYDE YÜZÜN Ü KADR'E SAÇIN OLALI TEŞBİH
KADR İLE BANA IYD HEMÎN SUBH U MESÂDIR
-AVNÎ-
Yüzün-aydınlık yönünden- bayrama, saçın da -karanlık yönünden- (gecelerin en değerlisi olan) kadir gecesine benzeyeli her günüm bayram her gecem kadir oldu..


30 Ağustos 2011 Salı

KARANLIK

Sanma herşey karanlıkta kalacak
suskunluklar dile gelip konuşacak
Güneş daha çok yaklaşacak
Dilsizler dillenecek, amalar görecek

Görülmeyen benim, karanlığın ardında
Bir gün bende aydınlığa çıkarım.
Ay kaybolup,güneşin hükmünü yitirirdiği gün
Yüreğimde bulurum aydınlığımı.
iG

15 Mayıs 2011 Pazar

KUMRU

KUMRU



Hu dedi huuuu.Duyuramadı sesini.Tekrar hu dedi huuuuu...

Kafasını göğe doğru kaldırdı.Masmaviydi gök yüzü.Güneşin ışıkları rengarenk çiçeklerin üstünü aydınlatıyordu.Onlara doğru baktı.Büyük zanaatkar her yeri en güzel renkelere boyamışken.Bu karanlık kovukta oturan da kimdi.Yanına biraz daha yaklaştı.

Hu dedi huuuuu......

sesini duyuramayınca eliyle dürttü.Yavaş hareketlerle başını dervişe doğru çevirdi.Gözleriyle kendisini rahatsız edene uzun uzun baktı.Derviş kendisine bakan bakışlardan kaçmak için eline çantasına götürdü.Ekmeğinden bir parça kopartıp ona doğru uzattı.Kendisine doğru bakan baş gene kovuğun içine doğru çevrildi ve bir nokta da sabitlendi..

Derviş seslendi;Ey fani halin hal değildir,bir parça yede canına can gelsin.

Gözler dervişe çevrildi.kuruyup çatlamış dudaklardan usulca kelimeler döküldü.

-Can neylesin ekmeği,cana can katacak can olmayınca.

Derviş gene seslendi;Canı o kovukta mı ararsın.Çık dışarı bir bak hele.....

Ey deviş can kovukta değildir.Can yüreğimdedir.Girdim onunla kovuğa ben susarım o beni dinler.O susar ben onu dinlerim.

Derviş gene sordu;can'a sen mi varamadın.Yoksa cananı sana mı vermediler.

-bilemedim derviş bilemedim.Doğru yoldan yürüyüp yarin gönlüne varmayı.Ben yarin peşinden koşar iken melamet hırkasını giyer olmuşam.

Derviş;Giydin ise melamet hırkasını bu kovukta ne işin var Yürüyüp varsaydın ya yaradana.

-Ben bilmem derviş bilmem yaradana nasıl varılır.Ha yanar bu yürek ha yanar cehennem ateşi gibi.

Derviş;Öyle ise çık kovuktan da bu ab-ı hayat suyundan iç.

-Ey derviş beni yolumdan alıkoyma ben acından memnunum.

Derviş;Sen acını çektin.Can'a kavuşmak istermisin a can...

-Sen ne dersin bre derviş can'a kavuşmak mı?

Derviş;Razıysan can'a varınca can'ı vermeye iç bu ab-ı hayat suyundan bir yudum.

-Elinden su kabını kaparcasına aldı.Umud dolu gözlerle dervişe baktı ve kafasına dikti.

Derviş; O suyu içerken; kumru olup uç,yarin penceresine kon dedi.

Ab-ı hayat suyu yere düştü.Bir kanat sesi pır diye uçuverdi.

Kız penceredeki tıkırtılara kulak verdi.Perdenin arkasından gagasıyla camı tıklayan kuşa baktı.Gülümsedi.Gitti bir parça ekmek getirip pencerenin önüne koydu.Kuş ekmeği yemiyordu.Buğulu gözlerle kendisine bakıyordu.Gu. gu. Gu .gu gu dedi;kuşu korkutmadan yakalamak için elini yavaşça kuşa yaklaştırdı.Yakalayıp içeri aldı.Kumrum kumrum sen ne ararsın buralarda dedi.

-Kumru;Gu gu gu gu gu dedi.

Kız tüm şefkatiyle kumrunun başını öptü.

Kumru bu ana dayanamamıştı önce başı öne düştü sonra gagasında bir damla kan kızın ellerine düştü



Kaleme alan:İrfan Güçcük

9 Eylül 2010 Perşembe

ÇAYA KAÇ ŞEKER

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla.

Yaşlanmak hoş değil öyle duvarlara baka, baka.

Bir dost göz arayışıyla.

Saat tıkırtısıyla…

Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla.

Ama; ‘’Günün aydın, akşamın iyi olsun'’
diyen biri olmalı.

Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa, zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; ‘’ Çaya kaç şeker alırsın ? ‘’

Diye bir ses sormalı ya ara sıra…

Elif Şepnel AKAL

20 Temmuz 2010 Salı

Dağıtma sakın sükunû susalım
Dillensin taşlar,ağaçlar susalım
Gözler konuşurken,kalpler konuşurken
Düşer mi bize konuşmak susalım

Bütüm âlemle teması keselim
Rüzğâr olup semalar da eselim
Bir vecd ile böyle ibadet ediyorken
Yer gök yıldızlar konuşsun biz susalım

Bir semavi lisan konuşur o yerde
Bir ilahi beste çalınır o yerde
Konuşsun semavi lisan o yerde
Çalınsın ilahi beste biz susalım

Şitai ÇIĞ

13 Temmuz 2010 Salı

De noktası

Bu nokta ne güzel bir nokta imiş.Bu dönüş ne hoş imiş.Döndükce yanmak,yandıkca varmak ne güzelmiş.Bırakın beni durayım burda,bırakın beni döneyim bu nokta da
Ben idim ayrılan,ben idim uzaklaşan
bu gidişte gördüklerim yalan
döndüm gene tek gerçeğe

2 Mayıs 2010 Pazar

Eski taşlar


















Suskunluk bir haldir.Kulak verirsen çok şey anlatır hepsi susuşlarıyla.Kimisi tamamen kaybolup gitmiştir.Şanşlı olanların baş ucunda taşları vardır hala ,geride kalanlara hayatı anlatmak için dimdik dururlar ayakta.Tek bir gerçeği işaret ederler.Tek bir sözle anlatırlar ardında bıraktıklarına hayatı. ''HİÇ''

Görmek için göz mü lazım yoksa Kalp mi?

İrfan Güçcük